Dumansız Bir Dünya ve Puro


Bana göre puro dostsuz, içkisiz, zamansız ve her yerde içilmez

Dumansız Bir Dünya ve Puro

Yaklaşık 6 senedir sadece gelişmiş ülkelerde değil; dünyanın hemen hemen her yerinde aynı şarkıyı çalıyorlar. 
Normalde kapalı ve bazı açık mekanlarda dahi “sigara ve puro” içirmiyorlar. Belki biraz egoistçe olacak; ama böyle bir yasağa ben de sonuna kadar destek veriyorum. 

Sigara kullanılan ortamlarda, gerek yeme ve içme, gerek eğlence amaçlı  geçirilen zaman sonucunda, üstün başın leş gibi kokmasından, tehlikesi daha büyük olan pasif içiciliğe kadar her türlü kötü olayı yaşıyorsunuz.

Zaten sigara içerken esas “etrafınızı rahatsız ediyorsunuz”!!!

İnanın sokakta bile önümde sigara içerek yürüyen biri varsa, dumanı yüzüme gelmesin diye hemen istikametimi değiştirecek kadar sigara karşıtıyım.

Ama “puro” deyince akan sular durur!!!

Zira bu dumansız dünyada bile puro kültürüne ve tutkunlarına uygun, keyifli olanaklar sunuluyor.

Son zamanlarda yeniden moda hâline gelen ve her ülkeye yayılmasını arzuladığım “Cigar Lounge”lara, tüm “anti-smoke” akımının oluşmasına sebep olan, bu yasakları koyan ve koyduran Amerika’da bile yeterince rastlıyoruz.

Son New York seyahatimde Central Park’ın güneyinde yer alan puro lounge Carnegie Club’ın Chesterfield koltuklarında, Porto, Brendi ve malt yudumlarıyla, etrafı rahatsız etmeden keyifle puromuzu tüttürebildik.

Keza geçmiş Miami ziyaretim esnasında da, yemeğin ardından insanların restoranın bahçesinde, terasında ya da özel lounge’larında, ellerinde favori içkileri  veya “Marocchino” kahvesi, gururlu bir edayla Kübalarını tüttürdüklerini gördüm.Yani koyu bir “anti-smoke” olan bu ülkede bile bazı özel izinli “Cigar Lounge”lar ile puro severler korunmakta.

Bugünlerde Avrupa’da da bu alanlar çoğalmış vaziyette. İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa, Avusturya gibi ülkelerde de sıkça cigar lounge’lara ve mekânında puro severler için özel bir bölüme yer veren rafine restoranlara rastlamaktayız. Hatta en keyif aldığım cigar lounge’lardan birinin, Londra’daki“The Lanesborough Hotel”in avlusunda adeta bir kış bahçesi oluşturduğu enfes cigar bar’ı “The Garden Room”un yanı sıra; duman karşıtlığı ve çok katı kurallarıyla bilinen Singapur’daki “Olde Cuban” olması hayli ironiktir.

Puro Tarihine Kısa Bir Bakış

 

 

Asırlardır süregelen keyfi boyunca bazen bir prestij göstergesi, bazen de dostlukların simgesi olan puronun biraz geçmişinden biraz da bugününden bahsedeceğim.

Puro deyince ilk akla gelen, Christof Colomb’un 1492’de Amerika’yı keşfetmeden önce ayak bastığı ada, yani Küba’dır. Bu da bize tütün ve puronun geçmişinin, aşağı yukarı beş asıra dayandığını hatırlatır.

 

Puronun Havana’dan Avrupa’ya seyahati ise 1500’lü yıllara uzanır. Ancak puroyu ilk olarak İspanyollar mı yoksa Portekizliler mi getirmiştir, bu hâlâ bir tartışma konusudur. Yine de tartışılamayacak bir gerçek vardır ki;  Havana ve Dominikan Adaları haricinde puroyu en iyi bilen ve içen millet, İspanyol ve Portekizlilerdir.

Esasen puro yapım ve üretiminin baş mimarı İspanyollardır ve bu işin başkenti de Sevilla’dır. O dönemde kolonileri olan Küba’dan getirdikleri yaprakları, bugün hâlâ kullanılan yöntemle sarmayı 1800’lü yılların başlarında İspanyollar geliştirmişlerdir.

1800’lü yılların sonlarında ise, Londra’da başlayan bir moda ile benim de çok sevdiğim, daha kısa sürede içilebilen ve Robusto diye adlandırılan boyuttaki purolar, ilk defa Havana’da Hoyo De Monterrey Fabrikası’nda sardırılmıştır. Bu dönemde Londra ve Paris’te puro içimi oldukça popüler hâle gelmiş, puro içilebilen mekânlar ve özel puro vagonları hızla yayılmıştır. Hatta külü üstünde tutmayan özel ipek ceketler ve takımlar diktirilmiş, yani “smokin”in doğuşu da bu şekilde olmuştur. 

Bütün bu zaman zarfında puro yalnızca zevk ve keyif maddesi olarak kullanılmamış; bağımsızlık savaşlarında gizli mesajlar tütün yapraklarına sarılarak gönderilip Avrupalı burjuvalar özel kumaş ve mekanlara puro sayesinde takaslar yaparak sahip olmuşlardır.

1990’lı yılların başında dünyada rönesansını yaşamaya başlayan Havana purolarıyla ülkemizin tanışması ise, bu yılların sonuna denk gelmektedir.

Egzotik Küba’da, birbirinden güzel dansçılarla salsa yaparken, özel hazırlanmış Rom ile özel sarılan puroları tüttürmek keyif ötesi bir şeydir.  Örneğin; Havana Club’ın 200 senelik Rom’u Maximo şu anda içkiler içinde en değerli olanlardan biridir ve özel anlarda nadide purolarla içilmek, daha doğrusu koklanmak üzere hazırlanmıştır.

Kısa geçtiğim puro kültürünün altında, esasında asırlardır süren bir tarih ve gelenek yatmaktadır.

Benim puro ile tanışmam ise gençlik yıllarında, yurtdışındaki eğitimim sırasında, partilerde arkadaşlar arasında; tadını, kültürünü ve keyfini bilmeden, hava olsun diye başladı.

1980’lerin ortasından sonuna doğru, vazgeçilmez bir alışkanlık ve tutku hâline geldi.

Sağlığım elverdiği sürece puro ile dostluğumun bozulmayacağına inanan bir puro tutkunu olarak, her ne kadar değişime uğramışsa da, puronun sonuçta bir kültür olduğuna ve ona yakışan biçimde içilmesi gerektiğine inanıyorum.

İyi bir puro, “izin verilen” iyi bir ortamda, zevkle içildiği takdirde yaşam kalitesinin bir göstergesi dahi olabilir.

Bana göre puro, Dominikan ve Havana olarak kabaca ikiye ayrılır. Bilindiği gibi Dominikanlar genelde tütünden dolayı hafif içimli, Havanalar ise yoğun ve baharatlı tütünden oluşan sert içimli purolardır.

Puroların sert ya da yumuşak içimli oluşları, harmanlarında kullanılan tütünlerle, onların sarım sıklıklarıyla ve “Kapa” denilen dış sargı yaprakları ile ilgilidir. Puro keyfini yeni tatmaya başlayanların hafiflerle başlayıp zamanla daha sert ve baharatlı olanlara geçmelerini önerebilirim. O zaman güçlü ve güzel bir puronun tadını daha iyi hissedecek ve puroya layık olduğu değeri vereceklerdir.

Kişinin zevkine göre puro içiminde öncelikle tat, sertlik, tokluk, baharatlar ve içim rahatlığı gibi unsurlar önemlidir.

Nasıl Puro İçilir?

İyi bir puro içicisinin dikkat etmesi gereken bazı noktalar olduğunu söylemeliyim. Gerçek bir puro içicisi, purosunu yakarken,“Acaba etrafımdaki kimseyi rahatsız eder miyim?” düşüncesini her zaman aklının bir köşesinde taşımalıdır, kendi keyif yapacak diye başkalarının keyfini kaçırmamalı; bu zevki rahatça tadıp sürebileceği mekânları  veya açık havayı tercih etmelidir.

Şu bir gerçek ki bir puronun satın alınması, saklanması, kesilmesi, yakılması ve içilmesi başlı başına bir prosedürdür ve bu ritüel insana ayrı bir haz verir.

Puro satın alırken dikkat edilmesi gereken detaylara gelirsek; öncelikle tüketimi çok olan, taze mal getiren, kaliteli puro butikleri tercih edilmeli, buralarda ahşap kutular içinde sunulan purolar, teker teker elle nazik bir şekilde kontrol edilip sonra satın alınmalıdır.

 

Özellikle son zamanlardaki aşırı talep sebebiyle yeterince iyi sarılmamış Havana puroları, 1 seneye yakın humidorlarda bekletilip içime hazır hale getirilmelidir.

Unutmayın ki, iyi bir puro içebilmenin ilk basamağı, iyi bir humidora sahip olmaktır.

Humidorun iç bölümündeki ahşap kısım mutlaka masif ve İspanyol sedir ağacından olmalıdır. Bunun nedeni ise, bu ağacın çok baharatlı bir aromaya sahip olması ve puro tütünü ile çok iyi bir kombinasyon yaratmasıdır. Bu konuda Fransız “Elie Bleu” sizi pişman etmeyecek bir markadır. 

Özellikle yaz aylarını Çeşme’de geçirenlere, güneş battıktan sonra rutubetin %60-70 olduğu havalarda, humidorlarını 5-10 dakika açıp puroların yerlerini değiştirerek kutuyu havalandırmalarını öneririm. Bunu yapmamızın en önemli sebebi, uzun süre açılmayan humidorlarda fazla nemden ötürü oluşan küftür.

Küflenmiş puro, bozuk anlamına gelmez. Nazik ve yumuşak bir fırça yardımıyla küfler alınarak bu puro tekrar içime hazır hâle gelebilir.

Puro içme sanatında “Puro ucunu kesmeyi öğrenmekten daha zor şey yoktur.” derler!

Puronun ağzı makasla mı kesilmeli, giyotin ile mi uçurulmalı, yoksa delinmeli mi sorusunun cevabı ise, en iyi dumanı vermesi açısından giyotinledir.

Her ne kadar kesici olarak dişlerin kullanımı yaygın olsa da, puro erbabına göre kesici kullanılması daha doğru ve yerindedir.

Tırnakla koparmak da ucu tahrip ettiğinden tavsiye edilmeyen bir diğer yöntemdir.

Ben özel puro makasıyla kesmeyi tercih edenlerdenim. Ancak siz bunlardan hangisini isterseniz uygulayın, yeter ki iyi saklanmış doyumsuz bir Havana’yı özenle ve kendinizin seçeceği bir stille açarak afiyetle tüttürün!!!

Puro, en iyi, “fidibus” yani satın aldığınız ahşap Havana kutularının içinden çıkan tabaka hâlindeki sedir ağacını kırarak elde edeceğiniz çubuklarla, ağza konmadan elde tutuşturulur. 

Bu kadar zamanınız ve sabrınız yoksa puronuzu özel çakmaklarla da yakabilirsiniz!

Ancak hem çakmaktaki gazın, hem de kibritin ucundaki kimyasalın bu keyfi etkileyeceğini düşünecek kadar titiz bir puro severseniz, size kesinlikle fidibus’u öneririm. 

Çok konuşulan bir diğer konu ise:

“İyi bir marka puroyu içerken, üzerindeki yüzük kalmalı mı, yoksa atılmalı mıdır?”

Bir zamanlar soylular, purolarının üzerine, altın ve gümüşten yapılan, pırlantalarla döşenmiş yüzükler takarlarmış, sırf soyluluklarını göstermek için! Şimdilerde ise albenili ve yaldızlı kâğıt etiketler kullanılıyor.

Bant takılırken yapışkan madde, puronun “Kapa”adı verilen dış tabakasına yapışabiliyor. Bu sebeple içmeden önce bant çıkarılmak istenirse, puro zedelenebileceğinden dolayı,  çıkarılmadan içilmesi artık bu kültüre ters değildir.

Puro içimi esnasında, mutlaka özel kültablasının kullanılması tavsiye edilir. Külün imkân dahilinde, puronun üzerinde uzun süre kalması; kalitesini ve sizin iyi bir içici olduğunuzu göstereceğinden, dikkat edilmesi diğer gereken unsurlardan biridir.

Her şey bir yana, puro, içkisiz ve arkadaşsız olmaz. Bitter çikolatanın da keyif katacağı bu seremonide tercihim, dostlarım ile yenmiş iyi bir yemekten sonra, özellikle son birkaç senesini Bordo şarap fıçılarında dinlenerek geçirmiş “Bowmore”, Japonların muhteşem maltı “Yamazaki”, yine son birkaç sene Şeri fıçılarında olgunlaşmış “Macallan”  veya “XO”  ve üzeri “Hennessy”“Remy Martin” ya da meşe fıçılarında yıllandırılmış Tekila ve Rom eşliğinde son zamanlarda çok beğendiğim petit“Edmundo” Epicure Deluxe veya petit “Robusto”dur.

Bu arada puro markasından çok içki markası saydık galiba!!!

Satın alırken hiçbir zaman yanlış yapamayacağınız puro markaları ise Dominik’ten "Davidoff" ve "Arturo Fuente" , Havana’dan ise “Hoyo de Monterrey”“Monte Cristo”“Partagas” ve hâlâ en iyilerinden biri olan “Cohiba”dır.

Puro, sigara gibi can sıkıntısı, alışkanlık, vakit geçirme amaçlı içilmediğinden; tamamen bir keyif işi,tutku ve ritüeldir.

Bana göre puro; “Dostsuz, içkisiz, zamansız ve her yerde” içilmez.

 

Ağız tadınız ve keyfiniz bol olsun...

 

 


Bu Yazıyı Paylaş


İlginizi Çekebilir


Dünyanın En Büyük Balık Pazarı Tsukiji’de Bir Sabah

Tokyo'da 500'e yakın deniz ürünü çeşidiyle içerisinde kaybolacağınız tarihi bir okyanus özeti...

Türk Kahvesiyle Kaçıncı Dalga

Nihayet daha özel bir kahve arayışında olanlar da var