Atlantik Okyanusu’nun Yıldızlı Suları: Akelarre


Öğle yemeğinin en güzel adresi

Atlantik Okyanusu’nun Yıldızlı Suları: Akelarre

Yeryüzünün en hırçın sularındandır Atlantik...

Sıkı denizciler arasındaki efsanelerde, en çok da apartman boyuna ulaşan dev dalgalarıyla ve Atlantis’i, Titanic’i, daha nice tekne ile arkadaşlarını yutan soğuk nefesiyle anılır.

Ancak San Sebastian’da, güneşin teninizi tatlı tatlı yaktığı bir vakitte, gökyüzünün en saf hâliyle önünüzdeki sulara uzandığı huzurlu dakikalar, sizin için bu okyanusta tek bir dalgayı barındırabilir: Akelarre’nin lezzet dalgası...

Harika Manzara, Harika Yemekler

İspanyolca’da “büyücü, sihirbaz” anlamına gelen “akelarre”, aynı zamanda Bask Bölgesi’nin gastronomi damarını besleyen en önemli elemanlardan. 

Restoranın şefi uzun boylu, pala bıyıklı ve gülüşüyle size de enerji aşılayan keyifli bir İspanyol, Pedro Subijana Reza.

Tıp eğitimi alması düşünülürken, kendini Madrid’te konaklama alanındaki derslerde buluvermiş. Bask’taki birkaç restoranda başlayan ortalama kariyeri, yine Madrid’deki Fransız restoranı “Zalacain”de çalışmaya başlamasıyla parlamaya başlamış. Navarre’deki Estella’da geçen yılarrın ardından ise 1975’te Akelarre’yi açmış. Relais&Chateaux üyesi olan restoranı 2006’dan beri de 3 yıldızla parlıyor.

Bask mutfağına olan katkılarından dolayı birçok kez ödüllendirilen ve bu alanda değerli bir örnek olarak gösterilen şef öğretici potansiyelini, restoranın arka kısmında “Cooking Classroom” adını verdiği bir alanda direkt olarak hayata geçirmekte.

San Sebastian şehir merkezinden Zarautz’a doğru yol alırken küçük patikanın solunda, sizi ayrıma davet eden koca bir kaya var. Bunu takip ederseniz karşınıza devasa büyüklükteki restoran kompleksi çıkıyor.

Güneşin henüz tepede olduğu vakit vardığımız kapıda, gitmeden önce yazdığım mektubu alan ve ziyaretimden haberdar olan şef ile restoran müdürü, yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile bizleri karşılıyor. Bizler de ufak bir selamlaşmanın ardından, Biscay Körfezi’nden okyanusu ayaklarımızın altına seren masamıza doğru yol alıyoruz.

Ciddi bir alana sahip olmasına rağmen ferah bir şekilde yalnızca 80 kişiye kadar servis veren ve dekorasyonunda baştan aşağı gri ahşabın hakim olduğu restoran, rengin gözünüzde canlandırabileceği soğuk imajın ve bu tarz rafine restoranların geneline hakim ağır havanın tersine oldukça sıcak ve samimi bir çizgiye sahip. Devasa pencerelerden gözlerinize doğan aydınlık okyanus ise elbette ki buradaki başrol oyuncusu. Rezervasyon esnasında cam kenarındaki masalardan birini ayarlamanızı tavsiye ederim. Zira arka taraftaki masalarda manzara yok.

Servis, muazzamlığını daha baştan belli ediyor. GEVREK & GINGER’dan bahsettiğim mektup sebebiyle olmalı ki, daha ben istemeden birer not defteri ve kalem usulca masamıza iliştiriliyor. Garsonlar ise malzeme içeriği ve pişirme teknikleri konusunda en ayrıntılı sorularınıza dahi cevap verebilecek derecede konuya ve İngilizce’ye hakim bir görüntü çiziyor.

Akelarre’nin size sunduğu, her biri 170€ olan 3 tadım menüsü var: Aranori, Bakerki ve Classics.

Gastropartnerlerimle o gün, klâsik ağırlıklı olmak üzere, 3 menüden de tabaklara yer vererek oluşturduğumuz kompozisyon için heyecanla beklemeye koyuluyoruz.

Özellikle Fransa ve İspanya gibi ülkelerde tereyağına bayılırım. Burada tam buğday ekşi maya ekmeği ile gelen leziz tereyağı da, minik ve sıcak ekmeklerin içerisinde karabiberle buluşup eriyerek bizleri yemeğe hazırlıyor.

Şirin bir sünger görünümünde, ısırdığınızda domates suyunun yanında kendine has aromasını da aldığınız muhteşem bir bloody mary, sevgili Mehmet Yalçın’ın dediği gibi ağızda patlayarak adeta “damak çatlatan” leziz midye topları, hemen yanında yer alan ve sarımsaklı parça karidesli çıtır patatesler, son olarak da ançüezle doldurulmuş siyah zeytinler gecenin damak hoşluklarını oluşturuyor.

İlk yemeğimiz olan ıstakoz salatası anında damağımda iz bırakanlar listesine giriş yapıyor. Yalnızca elma sirkesi ve zeytinyağından oluşan yalın sos, Şef Pedro’nun arka bahesinde yetiştirdiği çıtır çıtır yeşilliklerle renklenirken, ıstakoz parçaları adeta al dente gibi dişe gelir vaziyette.

İlk tabağın lezzet sarhoşluğu sürerken gelen bir diğer bomba da pasta carpaccio oluyor. Kuzey İspanya’ya özgü acı biberlerden “piquillo” ve jamon iberico ile aromalandırılmış makarna, adeta büyük bir stracci’yi andırıyor. Parmesanlı mantarlar ve bebek roka yaprakları ise tabağı daha da şenlendiriyor.

Paelle ile koyu bir risotto arasındaki kıvamıyla, yerli carnaroli pirincinden yapılmış olan salyangozlu pilav, restoranın orta seviyede bulduğum tabaklarından biri.

Muhteşem bir kaya barbununa yataklık eden sonraki tabağın renkli misafirleri, sarımsak, maydanoz, soya sosu ve soğanla tatlandırılmış, “fusuli” adlı küçük burgu makarnalar. Şefin yaratıcı bir şekilde kafa, kılçık ve ciğerle balığın üstünde kondurduğu yeni deri ise, farkında olmadan bütünüyle bu balığın lezzetini midenize taşıyor.

Yalnızca iri tuz taneleri giyinmiş Galicia bifteği için hiç tereddüt etmeden gecenin baş yapıtı,  diyebiliriz. Fois gras sosunda, acı piquillo biberleri ve dana kuyruğu ile katman katman oluşturulan tiramisu benzeri kekse, bu tabaktaki başarılı figüranlardan.

Morina adıyla da bilinen, pek sevmediğim cod balığı için Akelarre de fikrimi değiştiremezken, bizim şehriyemize benzer “gurullos” adlı tahılın eşlik ettiği deniz kabuklusu yine masanın beğeni toplayan tabaklarından biri oluyor.

Bu güzel yemeklerin ardından gözler artık menüdeki cin tonik yazısında. Ancak buradaki serviste içkimizi yudumlamak yerine adeta tabaktan kaşıklıyoruz! Cin tonikten yapılan jelin ardıç sos ve vanilyalı dondurma ile taçlandırıldığı sunum estirdiği rüzgarla yüzümüzü güldürmeyi başarıyor.

Ferahlamış damağımızın bir sonraki konuğu ise elmalı tart. Bilindik bir tat olmasına rağmen klâsik tarifin aksine, cevizli puf hamurların arasında tost şekline getirilmiş elma kreması, yanında restoranın ismiyle süslenmiş yine elma aromalı yenilebilir bir peçete ile sunuluyor.

Hindistan cevizi aromalı dondurmanın çocukluğumuzun pamuk şekerleri misali ağızda eriyip giden bir forma kavuştuğu tatlılardan hindistan cevizi mousse’un ortasında gelen bademli çikolata topu ise Akelarre’deki yemeğin noktası oluyor.

Yemek sonrası gerçekleştirdiğimiz mutfak ziyaretinde Şef Pedro’nun şen kahkahaları kadar mutfağın inanılmaz dereceki temizliği  de bizleri mutlu ediyor. Restoranların temizliğinde iki husus vardır derler; biri mutfak, diğeri ise tuvaletler. Aslen her gittiğim restoranın tuvaletlerini de fotoğraflarım. Bugün ilk olarak tam not alanlardan Akelarre’ninkini koymak istedim.

Öğle Yemeği İçin İdeal

San Sebastian’ın 4 büyüklerini “Arzak, Mugaritz, Martin Berategui ve Akelarre” olarak düşünürsek, benim nazarımda Arzak’ın ardından 2. sıraya yerleşen Akelarre, eşsiz manzarası ve sunumlarıyla önce gözünüzü, inanılmaz lezzetleri ile de damağınızı büyüleyip isminin hakkını veriyor.

Restoranın tadını çıkarabilmek ve Atlantik Okyanusu’nun mavi sularına dalıp gidebilmek için erken saatlerde tercih edilmesi gereken restoran, yolu San Sebastian’a düşenler için Arzak’ta yiyebilecekleri harika bir akşam yemeğinin öncesinde, öğle yemeğinin en güzel adresi olacaktır!

Ağız tadınız ve keyfiniz bol olsun...

Akelarre

www.akelarre.net

Paseo Padre Orcolaga, 56, 20008 San Sebastián

Gipuzkoa, İspanya

+34 943 31 12 09

 

 


Bu Yazıyı Paylaş


İlginizi Çekebilir


Asador Bidea 2: Pamplona’da Et Şöleni

Turist akınına uğrayan yeme-içme cenneti San Sebastian'a alternatif arıyorsanız, direksiyonu Pamplona gibi yan yollara kıvırıp Asador Bidea 2'de nefis bir et ziyafeti çekebilirsiniz...

El Celler De Can Roca: İspanya’daki Kardeş Krallığı

Büyükannesinden öğrendiği tarifleri hakkıyla yapan bir kadın ile bunları misafirlere sunan güler yüzlü bir eş ve çocukları