Alaçatı'dan Esen Gastronomi Rüzgarı 1.Uluslararası Kaybolan Lezzetler Festivali


Kaybolmuş lezzetleri damağımızla buluşturdu

Alaçatı'dan Esen Gastronomi Rüzgarı 1.Uluslararası Kaybolan Lezzetler Festivali

Kuytu Restoran’ın bahçesindeyiz. Büyük kızım Ceylan’ın yüzüne, Yaprak Ablası’nın yaptığı enginarlı pilav sayesinde kocaman bir gülümseme yerleşmiş. Sofraya bakıyorum; pazı sarma, yoğurtlu semizotu, çerkez tavuğu, çilekli salata, İzmir pilavı, kabak çiçeği dolması... Benim de yüzümde bir tebessüm, böylesine güzel bir yemek kültürünün ortasında büyüdüğüm için şükrediyorum.

Gerek işim, gerekse gastronomiye olan ilgim; beni dünyanın dört bir yanındaki restoranlara sürükledi. Sayısız deneyimin ardından gördüm ki, globalizasyon denen meret mutfağı çoktan ele geçirmiş. Bunun birçok artısı olduğu doğru. Ancak bir nokta var ki, seyahatlerdeki heyecanı alıp götürmeye yetiyor. Artık nereye giderseniz gidin, önünüze aynı yemek konuyor! Dünyanın bir ucuna gidip oradaki restoranlarda da, başta İtalya ve Fransa olmak üzere popüler ülke mutfaklarının kopyasını görmek, aynı terimlerle dolu yabancı menülere bakmak ve tüm bunlardan doğan “uluslararası suni mutfak kültürcüğü” kapanına kısılı kalmak, çok can sıkıcı bir hâl almaya başladı. Bir dönem farklı gelen tüm bu mutfaklar, hergün görmekten sıkılarak bir köşeye terk ettiğimiz oyuncaklara döndü. İşte bu noktada dillendirilen “yerel mutfak” deyimi, bana kalırsa şu an vitrindeki en göz alıcı aday.

Bu yüzden de restoranın sahibi, dostum Cengiz Uziş, “Kaybolan Lezzetler Festivali düzenleyeceğiz. Evlerde sıkışıp kalmış tüm tarifler sokağa dökülecek, soframıza dönecek. Var mısın?” dediğinde hiç tereddüt etmeden, tarifsiz bir heyecanla bu işe dahil oldum.

Fikir, Cengiz’in Gökçen Adar ile sohbeti esnasında doğmuş. Adar’ın arşivindeki yüzlerce mutfak gerecinin başrolde olduğu ilginç sergisine ve bilhassa Ege mutfağına ışık tutan sayısız kitabına bakınca, bunun dipsiz bir kuyu olduğunu anlayan Cengiz, Celal Uysal’ı da yanına alarak elini taşın altına koymuş ve tarih boyunca evlerde pişirilmiş; fakat geleneklerin korunamaması ya da bir sonraki kuşağa aktarılamaması sebebiyle kaybolmaya yüz tutmuş yemekleri tekrardan masamıza koymayı, bunu dünyaya duyurmayı hedef edinmiş. 

Bunun için köy köy, kapı kapı dolaşıp tarifler toplayan, bunları derleyip yazıya döken ekip; 6-8 Haziran’da düzenlenen “1. Uluslararası Alaçatı Kaybolan Lezzetler Festivali” ile nihayet kaybolmuş lezzetleri damağımızla buluşturdu.

Festivalin başına “uluslararası” sıfatını ekleyen şey ise, konuk listesindeki dünyaca ünlü şefler Joe Barza (Lübnan) ve Lorenze Cogo’nun (İtalya) yanısıra, karşı kıyıdan uzanan ve en az bizim kadar hevesli olan komşu eli. Sakız Adası ve Girit ile kurulan işbirliği, orada bu konuya meraklı levantenler dahil Yunanlı birçok lezzet avcısının da bakışlarını rüzgârla dans eden Alaçatı’ya çevirmeyi başardı. Bunun yanında başka şehirlerimizin ilgisi ise bizlere, festivalin önümüzdeki dönemde Gaziantep’te, Hatay’da düzenlenmesi için fikir verip bir dolu plan yapmamızı sağladı.

Kaybolan Lezzetler Kürsüde

Cevher Grubu olarak düzenlediğimiz Gala Yemeği’nin ardından, halka açık etkinliklerle birbirinden lezzetli yemek kokularını, 3 gün boyunca Alaçatı’nın rüzgârında hissettik.

Programın son gününde yer alan “Kaybolan Lezzetler Yemek Yarışması” ise biz jüri üyelerini oldukça zorlayan lezzetli bir çekişmeye sahne oldu. Ekibimiz, Nedim Atilla önderliğinde, Mehmet Yaşin, Gökçen Adar, Maria Ekmekçioğlu, Arda Türkmen, Aydan Üstünkanat, Ebru Erke, Stauros Koustennis, Nihal Kadıoğlu Çevik gibi gastronomi tutkunu isimlerden oluşuyordu.

Yarışmanın 1.’si Barbaros menşeili “göce” ile Gülbin Limon seçildi. Göce aslen “aşurelik buğday” olarak bildiğimiz, değirmende kepeğinden ayrılıp elekten geçirilen buğdaydır. Festivalin yıldızı olan ve tarhana aşı da denilen bu meşakkatli yemek ise, tarhana suyunda ıslatılmış kırık buğday ve ekmekten oluşuyor. Tuz, soğan, domates ve biberle bulgur pilavı kıvamında pişirilen bu malzemeler; üzerine nane, fesleğen, kekik ve poy (boy) otu serpilmiş yoğurtla servis ediliyor.

2 numaralı koltukta “karides çivek (cıvık)” ile Neriman Aydınlı vardı. Bir nevi lokma diyebileceğimiz hakiki Çeşme yemeği için patlıcan ve biberli hamurlar, içine karides konulup kızgın tavada kızartılıyor. Esasında ahtapot ile yapılan bu yemek için malzeme hayal gücünüze kalmış durumda. Asıl sevindirici gelişme ise, Yaprak Uziş’ın dediğine göre karides çiviği bundan böyle Kuytu Restaurant’ta yiyebilecek olmamız.

Kürsünün 3. basamağı Sibel Tuncer’in “sini pide”sine aitti. Alaçatı’ya Ödemiş’ten göçen mayalı ve sebzeli börek kıvamındaki bu tepsinin fırından çıkmış hâli gözümüze de ziyafet çektiren bir tablo oluşturmuştu.

Mansiyon ödülünün sahibi ise Elif Ok oldu. Asıl ismi “kınalı pide” olan, ipek pide ve asma yaprağı pidesi olarak da adlandırılan yemek; Üsküp’ten uçup toprağımıza konan bir reçete. Tarifte Alaçatı’nın taze yaprağı; içine yoğurt, soğan, maydanoz, un, nane ve lor peyniri konularak fırına gönderilmiş. Yemeğe kınalı sıfatını veren şey yaprağın rengi. Asmanın taze olduğunu düşünürsek, kullanılan lor peynirine suçu atabileceğimiz fazla tuz konusu, bu yemek için sayabileceğimiz tek kusur.

Günün en güzel tatlısı Dilek Özer’in ellerinden çıkan “şeker işi”. Yunanların kavrulmuş undan yapılan “kavala”sı ile biraz daha yumuşağı olan un kurabiyemiz arasında bir yerde kalan şeker işi, içinde ufalanmış badem parçaları içeriyor. Yapımı oldukça basit olan tatlı, özellikle nişan seremonilerinde tepsileri süsleyen bir kurabiye.

Yukarıda saydıklarımın dışında; yeşillikleri de içine alan enteresan lezzet “midyeli pilav”, üzerine ceviz yağdırılmış “çeşme katmeri”, nar gibi kızarmış çekici görüntüsüyle “sütlü börek”, çeşit çeşit Ege otlarını bir tabakta buluşturan enfes “çipo horta”, üstü kırık ceviz ve susamla bezeli “damat katmeri”, kimi zaman “kirde kebabı” denilse de, aslen Doğu’ya özgü olan kebabı Ege’ye uygun görmediğimizden “ulukatmer” şeklinde adlandırdığımız lazanya misali kirde; yine şık sunumuyla “sütlü levrek”, dometes, fesleğen, kuş üzümü ve az pirinçle menemen formunda hazırlanan, ithal edildiği Rodos’ta içine balık suyu da konan “balık kaçtı” (içine penelenmiş balık parçaları girdiğinde ise “balık kondu” olarak adlandırılır) gibi yemekler de ayrı ayrı ödül hakeden lezzetler arasındaydı.

Bu Bir Kıvılcımdı

Türkiye’nin, özellikle de Ege’mizin turizm sahnesinde bir adım öne çıkarılmasının büyük ölçüde gastronomi ile mümkün olacağını düşünüyorum. Her ne kadar Urla, içindeki cevheri çıkararak yükselmeye başlasa da merkez; kendi içinden ve çevresinden yetiştirdiği başarılı şefler ve insanı sersemleten güzelliği ile Alaçatı olacak gibi gözüküyor.

Bu amaçla düzenlenen “1. Uluslararası Alaçatı Kaybolan Lezzetler Festivali”nin kusursuz olduğunu söylemek tabii ki zor. Nitekim baştan aşağı amatörlükle karşılaştığımız ve bu doğrultuda birçok aksiliğin yaşandığı festival; jüri üyelerinin geçmişten gelen tecrübeleri, Aydın Demir ve yabancı şeflerin ellerinde olanın en iyisini çıkarma çabalarıyla, bireysel deneyimin toparlayıcı rol üstlendiği bir organizasyon oldu.

Ancak tüm bu eksikliklere rağmen diyebilirim ki kasabamızda çok güzel bir iş yapıldı. İyi niyetle, özveriyle, sadakatle, aşkla... Alaçatı; taş ev sakinleri Nurdan Hanım’ın, Zübeyde Hanım’ın, Sibel Hanım’ın ve daha nicelerinin akşam sofralarına koydukları kültür kokan tabakların kıymetini bilip onları gün yüzüne çıkardı.

Bir kıvılcım olduğunu düşündüğüm, devamının gelmesini arzuladığım bu ilk festivalle, umuyorum ki kaybolmuş lezzetlerimiz Alaçatı’nın o güçlü rüzgârını ardına alıp yurdun dört bir yanına savrulur...

Ağız tadınız ve keyfiniz bol olsun...

 


Bu Yazıyı Paylaş


İlginizi Çekebilir


Denizlerin Afrodizyağı İstiridye Ritüeli

Taze istiridye nasıl anlaşılır, nasıl kabuğundan ayırıp yemek gerekir? İşte size yardımcı olacak birkaç ipucu...

Dünyanın En Büyük Balık Pazarı Tsukiji’de Bir Sabah

Tokyo'da 500'e yakın deniz ürünü çeşidiyle içerisinde kaybolacağınız tarihi bir okyanus özeti...